Ermeni meselesi hangi antlaşma ile son buldu ?

Efe

New member
Ermeni Meselesi Hangi Antlaşma ile Son Buldu?

Eleştirel Bir Bakış Açısı

Ermeni meselesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde, özellikle 19. yüzyılda, büyük bir tartışma konusu olmuş ve zaman içinde hem siyasi hem de toplumsal anlamda derin izler bırakmıştır. Konuyla ilgili pek çok farklı görüş ve yorum bulunmaktadır; kimileri bu meselenin uluslararası bir soruna dönüştüğünü, kimileri ise yalnızca Osmanlı'nın iç meselesi olarak değerlendirmiştir. Ancak konuyu ele alırken, en önemli sorulardan biri, bu meselenin hangi antlaşma ile son bulduğudur. Kendi gözlemlerim ve araştırmalarım doğrultusunda, bu sorunun net bir cevabı olmadığını düşünüyorum. Çünkü Ermeni meselesinin çözümü, tek bir antlaşmaya indirgenebilecek kadar basit bir durum değildir. Ancak bu meseleyi daha kapsamlı bir şekilde ele alırken, belirli antlaşmaların ve tarihi süreçlerin önemli bir rol oynadığını göz ardı edemeyiz.

Ermeni Meselesinin Tarihsel Arka Planı

Ermeni meselesi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son yıllarındaki iç ve dış çatışmalarla iç içe geçmiş bir konu olmuştur. 19. yüzyılda Ermeni halkı, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki pek çok azınlık gibi, özgürlük ve eşit haklar için çeşitli isyanlar ve reform talepleriyle tarih sahnesine çıkmıştır. Bu dönemde, Avrupa’daki devletlerin Osmanlı içindeki Ermeni nüfusunun haklarıyla ilgilenmeye başlaması, meseleyi sadece bir iç mesele olmaktan çıkarıp, uluslararası bir sorun haline getirmiştir. Bu süreç, aynı zamanda Ermeni milliyetçiliğinin de doğuşunu simgeler.

Paris Antlaşması (1856) ve Ermeni Meselesi

Ermeni meselesinin uluslararası boyuta taşınmasının ilk önemli adımlarından biri, 1856 yılında imzalanan Paris Antlaşması’dır. Bu antlaşma, Kırım Savaşı’nı sonlandırmış ve Osmanlı İmparatorluğu’nu Avrupa devletleriyle eşit haklara sahip bir devlet olarak tanımıştır. Aynı zamanda, Ermeni halkı için de bazı hakların tanınması gerektiği, Avrupa devletlerinin Osmanlı'ya sunduğu bir talep olarak ortaya çıkmıştır. Bu dönemde, Ermeni nüfusunun Osmanlı yönetiminden bağımsız bir şekilde örgütlenmeye başlaması, Avrupa’daki güçlerin desteğini arkasına almasına neden olmuştur. Ancak, bu antlaşmanın doğrudan Ermeni meselesini çözmediğini söylemek gerekir.

Berlin Antlaşması (1878) ve Ermeni Hakları

Bir sonraki önemli adım ise 1878'de imzalanan Berlin Antlaşması’dır. Bu antlaşma, Osmanlı İmparatorluğu'nun toprak bütünlüğünü korumaya yönelik olsa da, Ermeni halkının hakları konusunda daha somut adımların atılmasını talep etmiştir. Berlin Antlaşması, Ermeni nüfusunun korunmasına dair düzenlemeler getirmiştir. Bu düzenlemeler, özellikle Ermeni halkının yaşadığı vilayetlerde, Osmanlı hükümetinin reform yapmasını zorunlu kılacak şekilde şekillendirilmiştir. Ancak, Osmanlı’nın iç karışıklıkları ve Avrupa’nın bu konudaki kararsız tutumu, bu reformların gerçekleştirilmesini engellemiştir. Burada dikkat edilmesi gereken nokta, Berlin Antlaşması'nın, Ermeni meselesini sadece bir siyasi sorun olarak ele almasıdır; bu, uzun vadede bu meselenin çözülmediğini gösteriyor.

Birinci Dünya Savaşı ve Sevr Antlaşması

Birinci Dünya Savaşı, Osmanlı İmparatorluğu’nun çöküş sürecini hızlandırmış ve Ermeni meselesi de bu dönemde önemli bir yer tutmuştur. 1915’teki Ermeni tehcirinin ardından, Ermeni halkının hakları uluslararası alanda daha fazla gündeme gelmiştir. Ancak bu dönemde, Osmanlı İmparatorluğu’nun savaşı kaybetmesi ve Sevr Antlaşması’nın gündeme gelmesi, Ermeni meselesini bambaşka bir boyuta taşımıştır. 1920’de imzalanan Sevr Antlaşması, Osmanlı İmparatorluğu’nu büyük toprak kayıplarına uğratmış ve Ermenilere, bağımsızlık ya da özerklik verilmesi yönünde hükümler getirmiştir. Ancak bu antlaşma, Osmanlı'nın sonunu hazırlayan bir belgeden çok, Osmanlı toprakları üzerinde yeni bir düzen kurmayı amaçlayan Batılı devletlerin bir araya geldiği bir metin olarak kalmıştır. Ermeni meselesi, bu antlaşma ile uluslararası alanda en yüksek seviyeye ulaşmıştır, ancak Osmanlı'nın resmi olarak Sevr Antlaşması’nı kabul etmemesi ve Türkiye Cumhuriyeti'nin kuruluşuyla bu antlaşma fiilen geçersiz hale gelmiştir.

Lozan Antlaşması ve Ermeni Meselesi

Lozan Antlaşması, 1923 yılında imzalanmış ve Türkiye Cumhuriyeti’nin uluslararası alanda tanınmasını sağlamıştır. Bu antlaşma, Ermeni meselesini doğrudan çözmüş olmasa da, Ermeni halkı ile ilgili büyük toprak taleplerini ortadan kaldırmış ve Türkiye'nin sınırlarını netleştirmiştir. Ancak, bu antlaşma sırasında Ermeni halkının durumu yeterince tartışılmamış ve özellikle Ermeni diasporası için önemli olan çözüm arayışları karşılanmamıştır. Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşu ile birlikte, Ermeni meselesi fiilen son bulmuş olsa da, çözümün uluslararası alanda tamamen sağlandığını söylemek mümkün değildir.

Ermeni Meselesinin Çözümüne Eleştirel Bir Bakış

Ermeni meselesinin çözümüne yönelik pek çok antlaşma ve uluslararası müdahale olmuş olsa da, bu sorunun tam anlamıyla çözülüp çözülmediği tartışmalıdır. Lozan Antlaşması, Ermeni meselesinin bir şekilde sonlandığı bir dönem olarak görülse de, geriye dönüp bakıldığında, bu meselenin sadece bir antlaşma ile son bulmadığını görmek gerekir. Asıl sorun, farklı halkların ve devletlerin bu meseleye nasıl yaklaşması gerektiği ile ilgilidir. Bu noktada, hem erkeklerin çözüm odaklı, stratejik yaklaşımı hem de kadınların empatik ve ilişkisel yaklaşımı önemli bir denge oluşturabilir. Ermeni meselesi, sadece ulusal bir sorun olarak kalmamış, aynı zamanda uluslararası bir boyut kazanmış ve çözümü farklı aktörlerin dikkatlice ele alması gereken bir konu olmuştur.

Sonuç Olarak

Ermeni meselesi, tek bir antlaşma ile son bulmuş bir sorun değildir. Paris, Berlin, Sevr ve Lozan Antlaşmaları, bu meselenin farklı aşamalarında belirleyici olmuş olsa da, meselenin çözümü daha çok uluslararası ilişkilerin, devletlerin ve halkların birbirleriyle olan etkileşimlerine bağlıdır. Ermeni meselesi, aynı zamanda bir insanlık sorunu olarak da ele alınmalı ve çözüm arayışları, ulusal sınırların ötesine geçmelidir.