Dolaylı pekiştirme nedir KPSS ?

Onur

New member
KPSS Eğitim Bilimleri • Öğrenme Psikolojisi • Sosyal Öğrenme Kuramı
[HEADING=1]Dolaylı Pekiştirme Nedir? KPSS İçin Bir Hikâyeyle Öğrenelim[/HEADING]
Arkadaşlar, geçen yıl KPSS'ye hazırlanırken başıma gelen küçük bir olay, öğrenme psikolojisindeki bazı kavramları anlamamı tamamen değiştirdi. Özellikle dolaylı pekiştirme konusunu sürekli dolaylı ceza, model alma ve gözlem yoluyla öğrenmeyle karıştırıyordum. Konuyu defalarca okuyor, testlerde doğru seçeneği bulduğumu sanıyor ama sorunun içine farklı bir örnek yerleştirildiğinde kararsız kalıyordum.

Bir gün kütüphanede yaşadığım bir olay sayesinde bu kavramı hiç unutmayacağım şekilde öğrendim. Hikâyeyi sizinle paylaşmak istiyorum. Belki siz de KPSS hazırlığında aynı ayrımı yapmakta zorlanıyorsunuzdur. Üstelik anlatacağım olay yalnızca bir sınav konusuyla ilgili değil; insanların birbirlerinin davranışlarından nasıl etkilendiğini, toplumda kuralların nasıl yayıldığını ve bazen hiç deneyimlemediğimiz sonuçlardan bile nasıl ders çıkardığımızı da gösteriyor.
[HEADING=1]1. Bölüm: Kütüphanede Başlayan Hikâye[/HEADING]
Sonbaharın serin bir sabahıydı. KPSS Eğitim Bilimleri sınavına hazırlanan dört arkadaş olarak her zamanki kütüphanemizde buluşmuştuk. Masamızın üzerinde deneme kitapları, renkli kalemler, kahve bardakları ve bitmek bilmeyen bir öğrenme psikolojisi not yığını vardı.

Mert, grubumuzun planlama konusunda en başarılı kişisiydi. Her konuyu küçük parçalara ayırır, günlük hedefler belirler ve yanlış yaptığı sorular için ayrı bir defter tutardı. Bir konuyu anlamadığında hemen örnekler üzerinden ilerlerdi.

Elif ise insanların davranışlarını ve olayların arkasındaki nedenleri anlamaya meraklıydı. Bir kavramı öğrenirken yalnızca tanımını değil, gerçek hayatta insanların neden öyle davrandığını da sorgulardı. Arkadaşlarımızdan biri moralini kaybettiğinde onunla konuşur, sorunun nereden kaynaklandığını birlikte anlamaya çalışırdı.

Ancak Mert'in stratejik yaklaşımı ile Elif'in ilişkisel yaklaşımı birbirine zıt değildi. Mert de arkadaşlarının duygularını önemsiyordu; Elif de gerektiğinde son derece sistematik çözümler üretiyordu. Sadece olaylara başlangıç noktaları farklıydı.

O sabah deneme sınavımızdaki bir soruya takıldık.

Soru şöyleydi:

“Öğretmen, ödevini düzenli yapan öğrencilerden birini sınıfın önünde över. Diğer öğrenciler, arkadaşlarının bu davranış sonucunda takdir edildiğini görünce ödevlerini daha düzenli yapmaya başlar. Bu durum aşağıdakilerden hangisiyle açıklanır?”

Seçeneklerde model alma, dolaylı pekiştirme, dolaylı ceza ve doğrudan pekiştirme vardı.

Mert hemen cevap verdi:

“Bence model alma. Çocuklar arkadaşlarının davranışını örnek alıyor.”

Elif başını iki yana salladı.

“Davranışı örnek almaları doğru, ama burada asıl vurgulanan şey öğretmenin arkadaşlarına verdiği ödülün diğer öğrencileri etkilemesi değil mi?”

İşte tam o anda konuyu gerçekten anlayıp anlamadığımızı sorgulamaya başladık.
[HEADING=1]2. Bölüm: Bir Davranışın Başkasının Hayatını Değiştirmesi[/HEADING]
Masamızın hemen yanında çalışan lise öğrencisi Zeynep, tartışmamızı duydu. Bir süre sonra bize dönerek kendi okulundan bir olay anlattı.

“Bizim sınıfta matematikten çok korkan bir arkadaşımız vardı,” dedi. “Tahtaya kalktığında yanlış yapmaktan çekinirdi. Bir gün öğretmenimiz, zor bir soruyu çözmek için gönüllü olan başka bir öğrenciyi sınıfın önünde takdir etti. O arkadaşımızın çözümü kusursuz değildi ama öğretmenimiz gösterdiği çabayı övdü. Sonraki derslerde bizim sınıftan daha fazla öğrenci tahtaya kalkmaya başladı. Ben de bir süre sonra gönüllü oldum.”

Zeynep'in anlattığı olay, dolaylı pekiştirmenin mantığını anlamamız için oldukça iyi bir örnekti.

Burada öğrenciler, tahtaya kalkan arkadaşlarının ödüllendirildiğini görmüşlerdi. Kendileri henüz aynı davranışı gerçekleştirmemiş ve herhangi bir ödül almamışlardı. Buna rağmen arkadaşlarının yaşadığı olumlu sonuç, onların da benzer davranışlarda bulunma isteğini artırmıştı.

İşte dolaylı pekiştirme, bir kişinin yaptığı davranışın olumlu bir sonuçla karşılandığını gözlemleyen başka bir kişinin, benzer davranışı gösterme olasılığının artmasıdır.

Burada önemli olan ayrıntı şudur: Pekiştirilen kişi gözlemci değil, davranışının sonucunu yaşayan modeldir. Gözlemci ise başkasının elde ettiği olumlu sonucu görerek dolaylı biçimde etkilenir.

Mert hemen defterini açtı ve şöyle yazdı:

“Başkası ödül alıyor, ben görüyorum ve o davranışı yapmaya daha istekli oluyorum.”

Sonra ekledi:

“Demek ki kendi başıma ödül almam şart değil.”

Bu cümle, KPSS sorularında işimize yarayacak temel ayrımı ortaya koyuyordu.

Peki siz hiç bir arkadaşınızın öğretmeninden övgü aldığını gördükten sonra onun çalışma yöntemini denediniz mi? Ya da iş yerinde bir kişinin başarılı bir davranışı nedeniyle takdir edildiğini görüp siz de aynı davranışı sergilemeye başladınız mı?

Böyle bir durumda dolaylı pekiştirmenin günlük hayattaki izleriyle karşılaşmış olabilirsiniz.
[HEADING=1]3. Bölüm: Dolaylı Pekiştirme Kavramının Tarihsel Arka Planı[/HEADING]
Öğle arasında Elif, konunun yalnızca sınav tanımından ibaret olmadığını söyledi. İnsanların başkalarını gözlemleyerek öğrenmesinin, insanlık tarihi boyunca toplumsal yaşamın önemli bir parçası olduğunu düşünüyordu.

İnsanlar yüzyıllar boyunca yalnızca kendi deneme ve yanılma deneyimleriyle öğrenmediler. Avlanma yöntemlerini, tarım tekniklerini, zanaatları, toplumsal kuralları ve günlük yaşam becerilerini başkalarını izleyerek de öğrendiler.

Bir çırak, ustasının hangi davranışının müşteriden takdir gördüğünü fark edebilir. Bir çocuk, ailesinin hangi davranışlarının çevresinde olumlu karşılandığını gözlemleyebilir. Bir çalışan, ekip arkadaşının sorun çözme yaklaşımının yöneticisi tarafından ödüllendirildiğini görerek benzer bir yöntem geliştirebilir.

Bu örneklerin her biri aynı psikolojik mekanizmayı tam olarak içermeyebilir. Ancak hepsi, gözlem yoluyla öğrenmenin insan yaşamındaki önemini anlamamıza yardımcı olur.

Modern psikolojide bu konuyu sistemli biçimde inceleyen önemli isimlerden biri Albert Bandura'dır. Bandura, sosyal öğrenme kuramıyla insanların başkalarının davranışlarını ve bu davranışların sonuçlarını gözlemleyerek öğrenebileceğini ortaya koyan çalışmalarıyla tanınır.

Özellikle Bandura ve çalışma arkadaşlarının 1960'lı yıllarda gerçekleştirdiği deneyler, gözlem yoluyla öğrenmenin incelenmesinde önemli bir yere sahiptir. 1963 yılında Bandura, Dorothea Ross ve Sheila A. Ross tarafından yayımlanan araştırmalarda çocukların yetişkin modellerin davranışlarını gözlemlediklerinde saldırgan davranışları taklit edebildikleri incelenmiştir.

Bu çalışmalar, insanların yalnızca kendilerinin doğrudan yaşadığı ödül ve cezalardan etkilenmediğini anlamamıza katkı sağlamıştır.

Daha sonra sosyal öğrenme kuramı, bireyin bilişsel süreçlerini ve çevresiyle etkileşimini daha kapsamlı biçimde ele alan sosyal bilişsel kuram yaklaşımıyla geliştirilmiştir.

Burada dikkat edilmesi gereken nokta şudur: Bir davranışı gözlemlemek, onu mutlaka gerçekleştirmek anlamına gelmez. İnsan davranışları; beklentiler, dikkat, motivasyon, geçmiş deneyimler ve içinde bulunulan sosyal ortam gibi birçok etkene bağlıdır.

Mert, bu açıklamayı dinledikten sonra önemli bir soru sordu:

“Öyleyse bir insan başkasının ödül aldığını gördüğü hâlde aynı davranışı yapmayabilir mi?”

Elif gülümsedi.

“Elbette. Ödülü görmek davranışı yapma isteğini artırabilir ama kişinin mutlaka o davranışı sergileyeceğini garanti etmez.”
 
Üst