Bu konuda Pew Research Center'ın 16 Ocak 2025 tarihli, ABD'deki yetişkinlerin duygusal destek kaynaklarını inceleyen araştırması anlamlı bir veri sunuyor. Katılımcıların yüzde 74'ü duygusal desteğe ihtiyaç duyduklarında eşlerine veya partnerlerine başvurabileceklerini söylüyor. Bu oran kadınlar ve erkekler arasında eşit düzeyde. Buna karşılık bir arkadaşından duygusal destek alabileceğini söyleyenlerin oranı kadınlarda yüzde 54, erkeklerde yüzde 38. Pew Research Center
Bu rakamlar ne anlatıyor?
Öncelikle erkeklerin duygusal desteğe ihtiyaç duymadığı veya kadınların yalnızca duygusal beklentilerle hareket ettiği iddiasını desteklemiyor. Her iki cinsiyet için de eş, önemli bir destek kaynağı. Farklılıklar daha çok kişinin başka insanlardan destek alma biçimlerinde ortaya çıkabiliyor.
Ancak bu araştırma ABD'de yapılmıştır; Türkiye'deki bütün evli çiftleri temsil ettiği varsayılamaz. Ayrıca duygusal destek arama eğilimi, evlilikte soğuma yaşandığını doğrudan ölçmez.
Bence burada en değerli çıkarım şu: Sevgiyi gösterme biçimi ile sevgiyi hissetme biçimi aynı olmayabilir. Eşlerin birbirine şu soruyu sorması, varsayımlarla hareket etmekten daha faydalıdır: “Benim yaptığım hangi davranış sana sevildiğini hissettiriyor?”
Bu soru, “Sen zaten böylesin” gibi suçlayıcı ifadelerden çok daha fazla kapı açabilir.
[HEADING=1]9. Araştırmalar Ne Söylüyor? İletişim ve Evlilik Doyumu Arasındaki İlişki[/HEADING]
İlişkiler hakkında konuşurken kişisel deneyimler önemlidir; ancak bunları bilimsel bulgularla birlikte değerlendirmek daha sağlıklı sonuçlara ulaşmayı sağlar.
Matthew D. Johnson, Justin A. Lavner ve çalışma arkadaşlarının 2021'de yayımlanan ve 2022 yılında dergi cildinde yer alan Within-Couple Associations Between Communication and Relationship Satisfaction Over Time başlıklı araştırması, iletişim ile ilişki doyumu arasındaki bağı üç boylamsal çalışma üzerinden inceledi. Çalışma, Personality and Social Psychology Bulletin dergisinde yayımlandı. PubMed Central (PMC)+1
Boylamsal araştırma, aynı kişileri veya çiftleri farklı zamanlarda inceleyerek değişimleri anlamaya çalışan araştırma türüdür.
Araştırmacılar üç farklı veri setinden yararlandı:
- Birinci çalışmada 316 çiftin iletişim ve ilişki doyumu verileri incelendi.
- İkinci çalışmada beş yıl boyunca izlenen 365 çiftin verileri kullanıldı.
- Üçüncü çalışmada ise Almanya'daki geniş ölçekli aile araştırmasının çift verileri analiz edildi.
Çalışmanın en önemli bulgularından biri, çiftlerin normal dönemlerine kıyasla daha fazla olumsuz iletişim yaşadıkları zamanlarda ilişki doyumlarının da genellikle daha düşük olmasıydı. Ancak olumsuz iletişimdeki değişimin gelecekteki ilişki doyumunu her durumda ve tutarlı biçimde öngördüğü söylenemiyordu. Araştırmacılar, iletişim ve ilişki doyumu arasındaki ilişkinin basit, tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi olmadığını vurguladı. PMC
Bunu günlük hayattan bir örnekle düşünelim.
Eşler arasında sürekli tartışma yaşandığını varsayalım. Bir süre sonra taraflardan biri konuşmaktan vazgeçebilir. Diğeri ise sorunları çözebilmek için daha fazla konuşmaya çalışabilir. İlk kişi kendisini baskı altında hissederek daha fazla geri çekilebilir. İkinci kişi ise bu geri çekilmeyi ilgisizlik olarak yorumlayıp daha fazla tepki verebilir.
Böylece iki taraf da istemeden diğerinin davranışını güçlendiren bir döngüye girebilir.
Burada mesele yalnızca kimin ilk önce uzaklaştığı değildir. İlişkinin içinde oluşan döngünün nasıl sürdüğünü anlamaktır.
Araştırma, bütün erkeklerin bu şekilde davrandığını veya iletişim sorunlarının kesinlikle ayrılığa yol açacağını söylemiyor. Ancak olumsuz iletişim örüntülerini göz ardı etmenin doğru olmadığını gösteriyor.
[HEADING=1]10. Türkiye'deki Boşanma Verileri Evlilikler Hakkında Ne Söylüyor?[/HEADING]
Türkiye'deki evliliklerin genel görünümünü anlamak için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine de bakabiliriz.
TÜİK'in 24 Şubat 2025 tarihli Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2024 bültenine göre Türkiye'de 2024 yılında 568.395 çift evlendi, 187.343 çift ise boşandı. Bir önceki yıl boşanan çift sayısı 173.342 idi. Buna göre yıllık boşanma sayısı 14.001 arttı. Bu artış yaklaşık yüzde 8,1'e karşılık geliyor. TÜİK
[HEADING=1]Türkiye'de evlenme ve boşanma verileri[/HEADING]
2024'te evlenen çiftler
[HEADING=1]568.395[/HEADING]
2024'te boşanan çiftler
[HEADING=1]187.343[/HEADING]
İlk 5 yılda gerçekleşen boşanmaların payı
[HEADING=1]%33,7[/HEADING]
6–10 yıllık evliliklerde boşanmaların payı
[HEADING=1]%21,3[/HEADING]
Kaynak: TÜİK, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2024. Evlilik süresine ilişkin yüzdeler, 2024 yılında gerçekleşen boşanmaların dağılımını gösterir.
Bu verilerde özellikle dikkat çeken nokta, 2024 yılında gerçekleşen boşanmaların yüzde 33,7'sinin evliliğin ilk beş yılı içinde, yüzde 21,3'ünün ise altıncı ve onuncu yılları arasında gerçekleşmiş olmasıdır.
Başka bir ifadeyle, söz konusu yıldaki boşanmaların toplam yüzde 55'i, evliliğin ilk on yılı içinde gerçekleşmiştir.
Fakat bu rakamı doğru yorumlamak gerekiyor. Bu, ilk on yılda evlenen çiftlerin yüzde 55'inin boşandığı anlamına gelmez. Yalnızca 2024 yılında boşanan çiftlerin evlilik sürelerine göre dağılımını gösterir.
Daha da önemlisi, TÜİK'in bu verileri eşinden soğuma nedenini ölçmez. Boşanmaların ne kadarının duygusal uzaklaşma, ekonomik sorunlar, sadakatsizlik, şiddet veya başka nedenlerle gerçekleştiğini bu sayılardan doğrudan çıkaramayız.
Yine de veriler bize evlilik sorunlarının yalnızca yeni evli çiftlere özgü olmadığını ve farklı evlilik dönemlerinde ortaya çıkabildiğini hatırlatıyor.
Benim yorumum şu: Evliliğin hangi yılında olunduğundan çok, çiftlerin değişen yaşam koşullarına birlikte uyum sağlayıp sağlayamadığı önemlidir. Çocuk sahibi olmak, iş değişikliği, ekonomik sıkıntılar, bakım sorumlulukları ve aile içindeki görev dağılımı ilişkinin günlük düzenini değiştirebilir. Bu değişimler konuşulmadığında, başlangıçta geçici olan bir mesafe zamanla kalıcı bir alışkanlığa dönüşebilir.
[HEADING=1]11. Gerçek Hayatta Karşılaşılabilecek Üç Örnek[/HEADING]
Aşağıdaki örnekler, ilişkilerde görülebilen durumları açıklamak amacıyla oluşturulmuş temsili senaryolardır; belirli kişilerin doğrulanmış yaşam öyküleri değildir. Gerçek araştırmaların bulgularını günlük hayatla ilişkilendirmek için kullanılabilirler.
Örnek 1: İş yoğunluğu nedeniyle uzaklaşan erkek
Murat, son aylarda iş yerinde daha fazla sorumluluk almaya başlamıştır. Eve geldiğinde yorgundur, konuşmak istemez ve hafta sonları bile işini düşünür. Eşi, Murat'ın artık kendisini sevmediğini düşünmeye başlar.
Ancak konuşmaya başladıklarında Murat'ın işini kaybetme korkusu yaşadığı, borçlarını düşündüğü ve bu kaygıları ailesine yansıtmamaya çalıştığı anlaşılır.
Bu durumda duygusal mesafe gerçektir, fakat nedeni mutlaka sevgisizlik değildir. Çiftin birlikte zaman geçirmeyi yeniden planlaması ve stresin ilişkiye etkisini konuşması yararlı olabilir.
Örnek 2: Sorunları çözmek yerine sürekli erteleyen erkek
Ahmet ile eşi, ev işleri ve çocukların sorumlulukları konusunda uzun süredir anlaşamamaktadır. Eşi konuyu açtığında Ahmet “Sonra konuşuruz” der. Fakat o sonra hiç gelmez.
Eşi kendisini yalnız ve değersiz hissederken Ahmet de sürekli eleştirildiğini düşünür. Bir süre sonra eşi daha sık konuşmaya çalışır, Ahmet ise daha çok uzaklaşır.
Buradaki temel sorun, taraflardan birinin mutlaka sevgisini kaybetmiş olması değildir. İki kişinin de kendisini duyulmamış hissettiği ve sorunları ele alma biçimlerinin birbirini zorlaştırdığı bir döngü söz konusudur.
Bu rakamlar ne anlatıyor?
Öncelikle erkeklerin duygusal desteğe ihtiyaç duymadığı veya kadınların yalnızca duygusal beklentilerle hareket ettiği iddiasını desteklemiyor. Her iki cinsiyet için de eş, önemli bir destek kaynağı. Farklılıklar daha çok kişinin başka insanlardan destek alma biçimlerinde ortaya çıkabiliyor.
Ancak bu araştırma ABD'de yapılmıştır; Türkiye'deki bütün evli çiftleri temsil ettiği varsayılamaz. Ayrıca duygusal destek arama eğilimi, evlilikte soğuma yaşandığını doğrudan ölçmez.
Bence burada en değerli çıkarım şu: Sevgiyi gösterme biçimi ile sevgiyi hissetme biçimi aynı olmayabilir. Eşlerin birbirine şu soruyu sorması, varsayımlarla hareket etmekten daha faydalıdır: “Benim yaptığım hangi davranış sana sevildiğini hissettiriyor?”
Bu soru, “Sen zaten böylesin” gibi suçlayıcı ifadelerden çok daha fazla kapı açabilir.
[HEADING=1]9. Araştırmalar Ne Söylüyor? İletişim ve Evlilik Doyumu Arasındaki İlişki[/HEADING]
İlişkiler hakkında konuşurken kişisel deneyimler önemlidir; ancak bunları bilimsel bulgularla birlikte değerlendirmek daha sağlıklı sonuçlara ulaşmayı sağlar.
Matthew D. Johnson, Justin A. Lavner ve çalışma arkadaşlarının 2021'de yayımlanan ve 2022 yılında dergi cildinde yer alan Within-Couple Associations Between Communication and Relationship Satisfaction Over Time başlıklı araştırması, iletişim ile ilişki doyumu arasındaki bağı üç boylamsal çalışma üzerinden inceledi. Çalışma, Personality and Social Psychology Bulletin dergisinde yayımlandı. PubMed Central (PMC)+1
Boylamsal araştırma, aynı kişileri veya çiftleri farklı zamanlarda inceleyerek değişimleri anlamaya çalışan araştırma türüdür.
Araştırmacılar üç farklı veri setinden yararlandı:
- Birinci çalışmada 316 çiftin iletişim ve ilişki doyumu verileri incelendi.
- İkinci çalışmada beş yıl boyunca izlenen 365 çiftin verileri kullanıldı.
- Üçüncü çalışmada ise Almanya'daki geniş ölçekli aile araştırmasının çift verileri analiz edildi.
Çalışmanın en önemli bulgularından biri, çiftlerin normal dönemlerine kıyasla daha fazla olumsuz iletişim yaşadıkları zamanlarda ilişki doyumlarının da genellikle daha düşük olmasıydı. Ancak olumsuz iletişimdeki değişimin gelecekteki ilişki doyumunu her durumda ve tutarlı biçimde öngördüğü söylenemiyordu. Araştırmacılar, iletişim ve ilişki doyumu arasındaki ilişkinin basit, tek yönlü bir neden-sonuç ilişkisi olmadığını vurguladı. PMC
Bunu günlük hayattan bir örnekle düşünelim.
Eşler arasında sürekli tartışma yaşandığını varsayalım. Bir süre sonra taraflardan biri konuşmaktan vazgeçebilir. Diğeri ise sorunları çözebilmek için daha fazla konuşmaya çalışabilir. İlk kişi kendisini baskı altında hissederek daha fazla geri çekilebilir. İkinci kişi ise bu geri çekilmeyi ilgisizlik olarak yorumlayıp daha fazla tepki verebilir.
Böylece iki taraf da istemeden diğerinin davranışını güçlendiren bir döngüye girebilir.
Burada mesele yalnızca kimin ilk önce uzaklaştığı değildir. İlişkinin içinde oluşan döngünün nasıl sürdüğünü anlamaktır.
Araştırma, bütün erkeklerin bu şekilde davrandığını veya iletişim sorunlarının kesinlikle ayrılığa yol açacağını söylemiyor. Ancak olumsuz iletişim örüntülerini göz ardı etmenin doğru olmadığını gösteriyor.
[HEADING=1]10. Türkiye'deki Boşanma Verileri Evlilikler Hakkında Ne Söylüyor?[/HEADING]
Türkiye'deki evliliklerin genel görünümünü anlamak için Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine de bakabiliriz.
TÜİK'in 24 Şubat 2025 tarihli Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2024 bültenine göre Türkiye'de 2024 yılında 568.395 çift evlendi, 187.343 çift ise boşandı. Bir önceki yıl boşanan çift sayısı 173.342 idi. Buna göre yıllık boşanma sayısı 14.001 arttı. Bu artış yaklaşık yüzde 8,1'e karşılık geliyor. TÜİK
[HEADING=1]Türkiye'de evlenme ve boşanma verileri[/HEADING]
2024'te evlenen çiftler
[HEADING=1]568.395[/HEADING]
2024'te boşanan çiftler
[HEADING=1]187.343[/HEADING]
İlk 5 yılda gerçekleşen boşanmaların payı
[HEADING=1]%33,7[/HEADING]
6–10 yıllık evliliklerde boşanmaların payı
[HEADING=1]%21,3[/HEADING]
Kaynak: TÜİK, Evlenme ve Boşanma İstatistikleri, 2024. Evlilik süresine ilişkin yüzdeler, 2024 yılında gerçekleşen boşanmaların dağılımını gösterir.
Bu verilerde özellikle dikkat çeken nokta, 2024 yılında gerçekleşen boşanmaların yüzde 33,7'sinin evliliğin ilk beş yılı içinde, yüzde 21,3'ünün ise altıncı ve onuncu yılları arasında gerçekleşmiş olmasıdır.
Başka bir ifadeyle, söz konusu yıldaki boşanmaların toplam yüzde 55'i, evliliğin ilk on yılı içinde gerçekleşmiştir.
Fakat bu rakamı doğru yorumlamak gerekiyor. Bu, ilk on yılda evlenen çiftlerin yüzde 55'inin boşandığı anlamına gelmez. Yalnızca 2024 yılında boşanan çiftlerin evlilik sürelerine göre dağılımını gösterir.
Daha da önemlisi, TÜİK'in bu verileri eşinden soğuma nedenini ölçmez. Boşanmaların ne kadarının duygusal uzaklaşma, ekonomik sorunlar, sadakatsizlik, şiddet veya başka nedenlerle gerçekleştiğini bu sayılardan doğrudan çıkaramayız.
Yine de veriler bize evlilik sorunlarının yalnızca yeni evli çiftlere özgü olmadığını ve farklı evlilik dönemlerinde ortaya çıkabildiğini hatırlatıyor.
Benim yorumum şu: Evliliğin hangi yılında olunduğundan çok, çiftlerin değişen yaşam koşullarına birlikte uyum sağlayıp sağlayamadığı önemlidir. Çocuk sahibi olmak, iş değişikliği, ekonomik sıkıntılar, bakım sorumlulukları ve aile içindeki görev dağılımı ilişkinin günlük düzenini değiştirebilir. Bu değişimler konuşulmadığında, başlangıçta geçici olan bir mesafe zamanla kalıcı bir alışkanlığa dönüşebilir.
[HEADING=1]11. Gerçek Hayatta Karşılaşılabilecek Üç Örnek[/HEADING]
Aşağıdaki örnekler, ilişkilerde görülebilen durumları açıklamak amacıyla oluşturulmuş temsili senaryolardır; belirli kişilerin doğrulanmış yaşam öyküleri değildir. Gerçek araştırmaların bulgularını günlük hayatla ilişkilendirmek için kullanılabilirler.
Örnek 1: İş yoğunluğu nedeniyle uzaklaşan erkek
Murat, son aylarda iş yerinde daha fazla sorumluluk almaya başlamıştır. Eve geldiğinde yorgundur, konuşmak istemez ve hafta sonları bile işini düşünür. Eşi, Murat'ın artık kendisini sevmediğini düşünmeye başlar.
Ancak konuşmaya başladıklarında Murat'ın işini kaybetme korkusu yaşadığı, borçlarını düşündüğü ve bu kaygıları ailesine yansıtmamaya çalıştığı anlaşılır.
Bu durumda duygusal mesafe gerçektir, fakat nedeni mutlaka sevgisizlik değildir. Çiftin birlikte zaman geçirmeyi yeniden planlaması ve stresin ilişkiye etkisini konuşması yararlı olabilir.
Örnek 2: Sorunları çözmek yerine sürekli erteleyen erkek
Ahmet ile eşi, ev işleri ve çocukların sorumlulukları konusunda uzun süredir anlaşamamaktadır. Eşi konuyu açtığında Ahmet “Sonra konuşuruz” der. Fakat o sonra hiç gelmez.
Eşi kendisini yalnız ve değersiz hissederken Ahmet de sürekli eleştirildiğini düşünür. Bir süre sonra eşi daha sık konuşmaya çalışır, Ahmet ise daha çok uzaklaşır.
Buradaki temel sorun, taraflardan birinin mutlaka sevgisini kaybetmiş olması değildir. İki kişinin de kendisini duyulmamış hissettiği ve sorunları ele alma biçimlerinin birbirini zorlaştırdığı bir döngü söz konusudur.